DORA bir Türk kanunu değil, ama Türkiye'den Avrupa'ya uzanan her finansal köprü DORA'nın üzerinden geçiyor. Üç yerde doğrudan hissediliyor.
1. Avrupa'daki Türk sermayeli bankalar ve ödeme kuruluşları. Almanya, Hollanda veya başka bir AB ülkesinde lisanslı her kurum doğrudan kapsamda. Burada gözden kaçan nokta grup içi hizmetler. DORA'nın sözleşme kuralları sadece dış tedarikçiler için değil, grup içi düzenlemeler için de geçerli. İstanbul'daki ana bankanın veya grup şirketinin sağladığı ana bankacılık sistemi, veri merkezi ya da yazılım; register'a giriyor, sözleşmeye denetim hakkı ve çıkış planı ekleniyor. "Ana şirketimiz zaten bizim" demek DORA'da yetmiyor.
2. AB'ye satış yapan Türk teknoloji şirketleri. Bir Avrupa bankasına yazılım, bulut veya veri hizmeti veren Türk firması, müşterisinin imzalattığı DORA maddeleriyle karşılaşıyor: olay bildirimi, denetime açık olma, alt yüklenici şeffaflığı, çıkış desteği. Bunu hazır paket olarak sunabilen firma, Avrupa ihalelerinde bir adım önde başlıyor.
3. Avrupa'ya açılmak isteyen Türk fintekler. Romanya'da, Litvanya'da ya da Almanya'da lisans almak, ilk günden DORA'yla yaşamak demek. Register, olay süreci, test planı lisans başvurusunun doğal parçası haline geldi. Partner banka üzerinden girmek ise sorumluluğu ortadan kaldırmıyor, sözleşmeye taşıyor.
Türkiye'deki kurallarla kıyas. BDDK'nın Bilgi Sistemleri ve Elektronik Bankacılık Hizmetleri Yönetmeliği ile DORA arasında risk yönetimi, iş sürekliliği ve dış hizmet tarafında ciddi paralellikler var. İki önemli fark göze çarpıyor: Türkiye'de kritik veri ve sistemlerin yurt içinde kalması yönünde güçlü bir yaklaşım var, bu da bulut kullanımını sınırlıyor. DORA ise buluta karşı değil, buluta bağımlılığın yönetilmesini istiyor ve teknoloji devlerini doğrudan denetliyor.
Köprünün iki ucu: Türkiye'de BDDK'ya, Almanya'da BaFin'e ve DORA'ya aynı anda uyan bir grup için tek bir tedarikçi envanteri tutmak, iki ayrı uyum projesi yürütmekten çok daha ucuz. (Bizim önerimiz)